26 Mayıs 1975 pazartesi günü saat üçe çeyrek kala civarındaki bir an, sanki bizim suçtan, günahtan, cezadan ve pişmanlıktan kurtulduğumuz gibi, dünya da yerçekimi ve zamanın kurallarından kurtulmuş gibiydi. hayatımın en mutluı anıymış oysa bilmiyordum. bilseydim bu mutluluğu koruyabilir her şey de bambaşka gelişebilir miydi? 02:03’tü saat. saatin içi, ivmesi yüksek bir kovalamaca hikayesi. bir an bile ara vermeden sürekli yetişmem gereken. bir süreç miydi yoksa bir durum muydu hiç anlayamadığım?

Anlaşılmak üzere geldiğim sevgilimin yanında gözlerimiz dolmuş nereye baktığımızı bilemez bir halde ağlaşıyorduk. anne beni bırakma ya da baba beni sev sözleri ve içerlenmiş bağcıkların bağlarında geçen hüzünlü sevgiler ama sevgiden hüzünler. hani bi tek böyle öğrenmiş de böyle bilmiş, ötekileştirememiş kendini kendisinde. ötekilerde ne duygular var diye hiç bakmamış gibi bir hırslanmalarla bilmem ne. sevgilim dedi ki: gitmeni istemiyorum ama gideceksen de bak şurada kapı var. git amk bana ne. dedim ki saldırma bana. öylesine sev beni. nolur be. lütfen beni sev, beni! sev.

sevmek istememiş gibi söyledi ama kalbi başka hissetti. bildim onu, bilirdim çünkü ben onu. o da beni. bilirdik birbirimizi. nasıl severiz nasıl anlarız anlaşırız anlatırız, anlaşabileceklerimizden miyiz diye diye ağlaştıklarımıza bir yenisini ekledi.

şuyunu beğenmiyorum eğer bunu değiştirirsen suçtan günahtan cezadan ve pişmanlıktan kurtulduğumuz o andaki gibi oluruz heplikte. ama yok ille de benim yolum diyorsan yolun açık olsun ben de gidiyordum.

bir insanın sevgisini gitmekle tehdit edemezsin dedim gideceksen git diye ekledim. gitmek istemediğini söyledi kalbi de aynı yanıtı vermişti. sevebilmek ne güzeldi. keşke sebepsizce sevseydi beni diye geçirdi içimdekilerden biri. ona sarılmak istedim. seni biraz sevebilir miyim vallahi hemen bırakacağım dedim. gözlerini çevirdi saate baktı yemek bitmek üzereydi ve şarap zamanı gelmişti.

mutfağa giderken sert adımlarıyla kendini ifade etmeyi ihmal etmedi. kafasındaydı soru: olanı olduğu gibi kabul edebilecek miydi bilebilmek istiyordu.

raftan özel kadehleri çıkardı. kadehlere şarap damıttı. zamanı olaya böldü ve düşündü:

ben mi yanlış yapıyorum acaba? ben mi diyorum hatayı. sözlerim onu acıtıyor mu? acıtmış mı? sevgisine muhtaç olduğum beni çok sevmiş mi? kendime gelişlerimde hiç görmediğim olaylar vardı sanrılarımda sanılan. nasıl sanırım ben onu onu öyle nasıl tanırım? o zaman kalbime ihanet etmiş olmaz mıyım? hem arkadaşlarım ne der? manyak mısın sen? bile bile yine mi? evet lan yine. seviyorum olm ben. seviyorum. var mı lan itirazı olan.

birden kendime geldim 2 elimle belini sardım. sardunyaki pilakilerden bir gece geçirelim mi rakı da içeriz dedim.

Sevgilim üzüldü büzüldü. süzüldü birdenbire, bir anda. aşkım dedi neden uzaksın bana. neden mesafelisin.

beni dedim tüketiyorsun ara ara. ben neden kendimi hep savunma alanımda tuttuğum bir ilişkinin içinde kalıyorum. bana ne? ben sevgi yaymak istiyorum lütfen benim yöntemlerimi sorgulama. beni bana bırak ki keyfimiz zamanımız olsun. ardında kaldığım akrebin peşini sürükleyen bir küçük saniye daha olayım kalbinde nolur bir tane daha. gözlerim dudaklarına düştü iki gözüm alamadı kendini bal gibi dudaklarından sevgilimin. öpmek için yeltendim bir küçük öptü sonra yine o bakışlarla iki gözümün üstüne düştü. bak dedi ben kontrol edeceğim. aşkım dedim kontrol yok. yalan bu inanma. inanmadığını iddaa ederek 2 elini göğsüne düşürdü açtı kendini kalbini gösterdi bana gösterisinde. kaçışların en çok nerede geldiğine inanmak ne kadar da güçtü. velhasıl insan insana bir daha böyle şey yapmamalıydı. olduğumuz kadar olduğu kadar. çok şükür. bu güzel, o kontrol. kontrole gitme zamanımı çar çur etme dersen senin zamandan beklentilere sahip olan ama hiç alamayan çünkü gözünün önündekini kaçıran bir durumu yaşadığını görürüm. kontrol yok sevgilim. edemezsin bunu anlayabilir misin? edemeyeceksin.

sevgilim sırıttı. kontrolü kontrol edemeyeceğini o da biliyordu, etmek istemekten vazgeçti. birden içi gülümsedi bana, yükseldi kalbi kalbime. kalp kırıklıklarımı iyi etti hemen de görme sen onları ben sana varım, biz birbirimizle yeteriz dedi. yılanın havvayay dolandığı gibi dolandım ona ve bir elma ikram ettim. otur dedim . kucağıma bıraktı kendisini.

hayatımızın en mutlu anıydı. bildik. bilmeseydik de bu mutluluğu koruyabilir her şey de bambaşka gelişebilir miydik? Evet, bu hayatımızın en mutlu anı bunu anlayabildik ve asla kaçırmadık o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an bir saniyeden bir ömre uzamıştı. 11 Aralık 2019, günü sevgilime gittim. 3’ü 4 geçe öpüştük.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here