Bulduğu her kelimenin altına saklanan adam, kalabalıktan hallenmeci ve yararcı kitlesine seslendi:
Herkesin bildiği her şeyi bilmeye devam dimi gençler?

Ne yazıcam lan ben bunlara her hafta her hafta diye söylendi Şükrü. Yeni girdiği 30’lu yaşlarına kadar şükrederek yaşamış, elini yüzünü güzelce yıkamış, şekline en şemâl katmalısından aynanın karşısını seyremiş, uzun günlerinden birinde ilerlemelerden hiç oralı olamadan. Hani olayın aslı ve astarı varmışçasına iki tersi bir düzü gibi olan ve dümdüzü ve hatta beylikdüzülülüğü ile bilinen, yarı kırgın giden, kimilerinin kimsesiymiş gibi habersiz, habercisiz kalan. Allah başınızdan eksik etmesin de ekmeğiniz bol olsun geçler ve geç kalanlar dedirtgengillerden.

Şimdi karşıya geçebilirdinizli köyden gelen şehirliler ve şehirden dönen köyler…

Biraz kırgın mıyız kızgın mıyız yoksa yarı kırgın, zaman zaman da baygın mıyız? Öğle sıcağından da mı bu böyle? Değilse bunun böyle olmasında senin benim payım neydi de böyle oldu…

Onu bu şekle sokmayı seven ve seçen hayat acaba eninde sonunda neyi bekliyordu da beklememiş gibi yaptı bu da böyle olunca şaşırdı falan?

Soruları geçtik, şimdi hep bildiğimiz şu cevaplar bu anlamlar ve yine adı en gerçek yalan, düştüğü denizde yılanına sarılan…

“Dünyanın en uzun cümlesini kursana kendinle” açığa çıkar da bi bak kanki kendin gör bizzat dene, deneyimle,  yamul, tekrar dene. yine yamul.

Cümlelerin sessiz boşaldığı bir gündü ve kurbağayı attıkları kabın yavaşça artan ısısında deneyim kazanan bir kişi bir de dişi…

 

Leave a Reply