Adını gerçek diye adlandırmış, yalan yanlış notalanmış, bestelenirken, eser sahibinin sanki canı mı sıkılmış da yarıda bırakmış gibi düşündürttüren kısa film “Modem” kendini öne çıkarırken, çocukken sahip olunan kırmızı rugan ayakkabıların duygusunu da verebildiği yere düşürüyor da acıtıyordu.

Modem kısa film’i çekenlerin ellerine sağlık diye düşündüğümüz fiil ve eylem odaklı zannedilmiş brokolili ifadeleri taşıyamayan ve anlamlandıramayan yapay zeka ile bu kadar geliştik mi kank dedirten sorularda gizliydik. son kleopatra. bitmeyenle bilinmeyeni ortada bırakmış zannettirmecilikten yana görüntüler silsilesi sanmış kısa film hayat diye adlandırdığımızı. Küfretmiş mesela ona verilen hazineye, kızmış çok böyle nasıl olur diye? Sanki cevabı varmış gibi de oturup beklediğini iddaa ettiğinden; aile içi şiddetin şiddetsizliğe dönüşmesini içtenliklerimize dilediğimiz; otobüs durakları boyunca beklediğimiz yollarını, sararmış sonbaharların altında diye ettiğimiz yeminleri. unutrcasına… hani hiç öyle değilmiş olanın evlenince değişeni neden şimdi şiddetliymiş diye soruya dönüşüyor kısa film Modem.

Sistemsel döngüler, kazanma umuduyla öne çıkarılan öğeler, kimin kimsesizliği ile büyütülmüş yükselmiş, beklediğinden alamamış kendini, iyi olmayan bir dilekler silsilesi içinde seni bende, beni senden çekebilen. hırsızlığın bedeli ellerimiz olmamalı. olmamalıydı ama işte… nasıl oluyorsa bi şekilde…?

Leave a Reply