Kısa Filmler

LGBT Filmleri “Dünya Tersine Dönse”

By Haziran 28, 2017 Haziran 16th, 2021 No Comments

LGBT filmleri kuşağında bu haftanın fikri; “Herkes LGBT olursa insan neyle ürer?”

LGBT filmleri için uzun araştırmalarımız oluyor aman zaman, LGBT insanlarının maruziyetlerini ve “saldırılarını” sıkça duyuyoruz tabi istem dışı gelişen bilgilerin çatışmasında… Kendimizi nasıl da diğerinden bir başka isme ithafla ayrıştırabiliyoruz değil misi?. Sıkça bahsettiğimiz gibi; Aman dikkat! Bubi tuzak.

Bana ait olmayan bilgilerin farkına varıyorum ve yönetimlerin katı duruşlarını esteniyorum. Var mı itirazı olan?

LGBT Kısa film, bize Heteroseksüel olmanın tam da şu zamanda LGBT için yapılan günah, hata, hastalık vb. tanımlarına odaklı. Yani kendinizi Heteroseksüel olarak tanımlıyorsanız çok büyük bir günah işliyor olabilirsiniz diye giriyor film vizyonumuza.

Mutlu mesut Amerikanvari aileleri, doğulu ailelere kıyaslayıp; hayatlarının odağındaki aile ilişkilerini hatırladıktan sonra anne ve anne, baba ve babadan oluşan bir dünyada çocukların nasıl doğduğu sorusunu görmezden gelelim. LGBT kısa film içinde bu durumun küçük bir açıklaması da mevcut. Heteroseksüel olmanın rahatsız edici bir duruş olduğunu da film boyunca hep aklımızda tutalım.

“Ashley erkeklerden hoşlanıyor”

Filmin odağındaki Ashley, erkeklerden hoşlandığını yaşadığı travmatik ilerlemeler nedeniyle anlayınca, canlarımızın ne kadar tatlı olduğunu hatırlıyoruz. Küçük kızın, “normal olmak” için verdiği uğraşları da tahmin ettikgillerdendik değil mi? Normal olması; toplumun ondan beklediği Lezbiyen rolünü gerçekleştirmesinin kabülüydü ama Ashley bi türlü normal bir kız olup başka bir kızı sevemiyordu…

20 dakikalık LGBT kısa film bizi en çok şu repliği ile kendisine kilitledi: “O sapık yaşam tarzına maruz kalmanızı istemem” diyen anne figürü sözlerine şöyle devam etti, haklıydı da :
“Erkek ve kadın beraber yaşıyor, bu günah!”

Bahsettiğimiz kadarıyla, rahatsızlık verici bu nasılla, küçük erkek ve küçük kadınların, henüz küçük insanlar olduklarını ve dünyaya kendilerini deneyimleme arzusuyla geldiklerini hatırlardık.

Tutturulmuş günahlar ve çıkarcılıktan sevaplarla dolu bir tutamlar içindeydik. Kafamızı açıcı tüm odaklardan olabildiğince uzak kalmaya istikrarlı bir şekilde devam ediyoruz. İnsanları iyi, kötü, çirkin, keko, lez gibi ithamlara atmadan önce kim olduğumuzu ve tüm insanlarla aramızdaki bağların, gördüğümüzden çok daha güçlü olduğunu bilmemizin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Korkular çok komik, gelsene

“Korku; yönetimin esas duruşudur” diyen Sheakspear bize durumu nasıl anlatmaya çalışmış acaba.

Devlet egemen toplumların ortak tarihlerde gerçekleşen seçimleri, yönetimsel evrakların diplomatik çıktıları ve daha bir çok yüzeysel işleyişin “İllüzyonlar Dünyası” için yetiştirilen insanlara has olduğunu düşünüyoruz.

Korku ise bu noktada bize kendiliğimizden ilham almamamız için yedirilen salt propagandanın ön-ayağı.
Nereye gidiyordun, neler yapıyordun?…  “Doğdun – büyüyorsun – üremelisin – öl şimdi” sistemi ile var ettiğimiz çocuklarımıza değerler yükleyip, miraslar bırakıyoruz. Yaşam hakkımızın karşılığının bir ev ve bir araba olduğuna inanıyor bile olabilirdik tabi ama uzun soluklu düşünürsek en çok senden doğanın, doğurduğunun, doğurduğunu bilecektik. Sonrası… Maalesef. Biz öldük. Artık bir önemi yok.

Bu yüzden illa ki kendimizi günahlarımızla tanımlayabilmek istiyorsak da “Yargıların da günah olduğu” düşüncesini hatırlamamızda ziyadesiyle fayda olacaktır. Ama gönlümüz, yargılı, günahkar bir varlık olarak yaşamamızdan yana değil tabisi. Sevgi, bir duygudan çok evrensel o yaşam formuydu. Ne demek istedik, neydi bu şimdi?

Misallerden bir gelişme olarak: Ruby Rose’u; kadından dönüştüğü erkek olarak izleyip, “güce mi kavuştu bu şimdi de böyle bi küfürler bi savurmalar” falan diyerek bağrımıza bastık. İzlemeden geçmeyenler için : Ruby Rose – Break Free

İyi seyirler!

Leave a Reply