Şimdi seçtiğim kelimelerin sınırlarımıza şifa olmasını diliyorum. gel barışalım, cidden ve isteken. anladım anlarım anlıyorum anlayacağım ve anlamış olduklarımdan birer parça daha. görevi tamamlayan insana verilecek ilk istek kadar son bir meftane kadar laf üstüne fikir.

Olanın olduğu gibi kalanın hep kendisine ait olanı falan. sen seçtin iyisi geldi. bu kullanılacak birşey değil kaldı ki yöntem olarak bu fikre itaat çirkince, o raddeye gelirsek de eğer gelmeden bırakmayı tercih edelim. bilinmese daha iyi açıkta, çünkü açığa anlam yükletecek değildik yok yere. aynen aynen açık iyi bi’ fikir deme bize.

Olanı oldurmak adlı kim ne öğretiyor sorusuna serbest çağrıştık, ses kadar hızlı olmasa da zırvalardan parçaları koparıp koparıp attık deme hakkımıza rağmen “üşüdüğümüz” açıklamalarını açık açık ve bazen de kapalı kutu hakladık. haksızlığın hadsizliğindeyiz sadece? geçer geçer…

Kim ne öğretiyor?

Buna bende bakmak istedim dedik ve çok şalvarlı parçalarımızı dünyaya getirdik. getirdiklerimizin konsantrasyonu altında gölge gölge kaldık. fiyatları devreden kampanyalara inanırken ismimizi tescilledik de kimseye report etmedik gibi bir anlamın yüklenmemiş olmadığını iddaa edemedik. ziralar ve zinalar eşsessizliğinde eş seslerimizin ses olduğunu, sesten öte sesten ziyade kafalara gelemeyeceğimizi gösterdi bize. yoğun yoğun çıkış yapılan kafalara. ortalama insan/kullanıcıya.

beklentiyi bilince enerjimi ona adıyorum.

bu bir hata olabilir mi?

Çünkü çükkenkko bübülennko konfektoydu ve enerjiyi var eden zihindi. cümlesel anlamda ısrar eden fikre itaatkarlar tam olarak ne yaratıyordu? üşüyorsun zannediyorken kendini nasıl nerede biliyorsun bilmiyorum. anlamadık anlamların anlamını ki görsün gözü gönlümüzün. ahaa yine yalan ettik kendimizi ama çözebiliyoruz güzel olanı bu. tatlı bir anaya hizmet eden ân’a…

Derdin ortaklığından merhaba, hepimiz aynı soru karşısında bir araya gelebiliyoruz.

Neredeyiz?

Demek ki kimse bilmiyor gibi…

Başladık artıklardan kalan artıklara gel beni bulsana çok ayıp dedirttik sana bana. ama iki/iyi yüzlü/yüklü sonsuz yüzsüz/yüksüz demek değil bu şu o. anlamıma anlam yüklemediğini biliyorum ama cozutmaların da en hadsiz haddini gölgelerin çükü adına ortaya atıyorum. Kalemmiş bu benim meğerse elimde olmayan sebeplerle ve ne diyorsun sen ya kafalarında kafa kafaya.

Çok götü beyazların çok güzel yazmışsınlarına ortam yapanlar ve bağıra bağıra anlatanların kafasındaki haksız yergiler ve yargılar ve sonuçları olan vergiler. düşüncesizliğime bir kuple de senden anlamsızlık katabilir miyim diye sorsam sana anlam olur mu taşak geçmelik ortamında?

Eski şeyler daha iyimiş klişelerinin ardında yürüyen 10 binlerceyiz. 10binlerin ardına düşen binlerden bölünerek yüz kişilik gruplara dönüşüp on kişi olunca aramızdan birini tek kişilik güç olarak üne kavuşturduk, olduğu yerde saymayıp diğer 1’leri de ele geçirip ele geçenin 10 kişilik gruplarına da ulaştık. ancak canımanam diye haykırdığımız alanda yargıcın yargısı vardı. ve insan çift taraflı olmayan bir taban puandı. tabansızlık ellerimizden kaçıp geçiyordu. olduğumuz yerin yarısı kadar yol ammıştık. yol vajinaydı girip çıkan da semboller ve doğrulutu olaylar.

Kişinin kimisi kimlerin kimsesizliğine ulaşmak istemiş istememiş onları söndürüp kimseden almadığını bildiğin ve özelleştirilmiş devranlarda lezzetin kimsesizliğinde ortada dönüp duran kebap kebabi ve kapak kapak mutluluk. parça parça parçalama olaylarına katılan ben hoşgeldin len!

İyi ki varsınlara eklediğim hadsiz cümleler boyu ilerledik ve durduğumuz yeri hiç görmeden sadece önemin önüne baktık. bakınca bakakaldığımız için olsa gerek küçük eleştirileri sebepsizce olduğu gibi söylemenin çok güzel olmasındaydık. nitekim öyle davranmadık.

Şaşırtıcı derecede ucuz fiyatı ile öne çıkan insanlıklarımız, belirli belirsiz kavramlara ithafen elemenonline sitelerden ucuz iş gücü karşılığında büyük efor verilebilir diye gösteriyordu bizi. yalan yalandı tabi ama makina hep çok netti. çalmadım masaya koydum. eforunu harcadığı şeyden muzdarip acaba doğru konuda mıyım diye soran çocuk. son freelance günüm. sonrası haftasonu. oha mesaj çok güzeldi falan. yersen.

İki iyi yüzlünün ortalama bağlantılardan elde ettiği klişeden sıkılan aşırı sessiz insan gruplarının kendilerine duydukları inancı bireye hiç olmayacak duygular olarak geri göndermesi “bir çay daha rica edebilir miyim?” diye sormasının devavantajıydı. fiyatları deviren kampanya geldi!

Yaşam alanın için yazamamak adında bir fikri empoze ettik insan olarak birbirimizin duvarlarına. aha de inandık işte olacak şey değildi ancak dirseklerin üzerinde yazmaca da çok mantıksız bir devinim gibiydi. ne istesek oluyordu da olmayacak fikrine bir planı olan, olur olmaz konuşur falan ya devinim devinime. istek listeme eklerim. ırk kargaşasını malzeme yapıp siyasi eşleştirme yapabilme hakkını bana veren politikaya sonuna kadar inanıp inanmıyorum diye haykırmaktı diğerini ereksiyona uğratan. ekleyeceklerim arasında bir papaz kemiği var “ekmekçi emek” adlı çocuk kitabının zor görünen yerlerinden. zaten o aman en çok sıkılana gelsin zaman zaman. amansız doğrultularda çok taşak geçtiğimiz şeylerin ihtimam veren ihtimalleri üzerine giden gittiği gibi, biten bitince anlamlandıramayan.

takip eden ettiren edilecek bir şey var zanneden kendi yalanına en çok kendi inanan. en gaddar o olan. olabilen olduğu kadarı olduğundan, verecek kadar düşkün olmamalıydı olanın olduğundan anladığında oluşan. zihnim yorumladı hayat gerçek dedi ama en çok ben inanmadım. kimin kimsesi yoktu, annesiz babasız bırakılan yoğun çocuklara verilecek birşeyler daha olmamalıydı zaman ahh amk zaman…

Sen gidince aşka kısır kalan sancılar! ey hatlara hatsız telefon bağlayan, çaldırıp kapatan ama bir türlü de geri dönmeyen. bi’ dönsene bee! nolur nolur.

Kısa Film Nilüfer ne anladığımızı ne anlattığımıza bağladı da çocuğun çoluğun aklına düşürülecek son şeyi bir öncelikle görmezden gelelim dedirtti içimizden. bu da günah!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here