Kısa filmlerin uzun vaadli geleceklerine indirdiğimiz, geçmişin gideni, gidenlerin geldirip gittikleri…

Her halimi seviyorum lan dedi içimizden biri, sanırsak şu arkadaki yok mu o en serseri. bi çık bakayım ortalığa da anını sanını bilek oglim dedi birimdekilerden biri bir diğerini işaretleyerek tâbii.

–  Çıkarım ama bi şartla…

– Neymiş?

– Çok çikolatalı arz ve taleplerin talepsiz kaldığı günler kadar elimde hiç paramın olmaması ve gelen paramın nezdimde harcanması durumundan şikayetçiydim. Buna istinaden bana gelen paranın tümümüz içinde paylaşılmasına emren karar oldum ve derhallerimle bir işaret daha verdim gibi yaptım. yaptımsa da tıpatıp yaptım, bir sorun olmamalıydı diye elletti kendini, ellenmemiş yerleri kalmayan, kadından kakan ve bayana kızan hadise-i vaka…

– Ne demek istedin bize hadise madise? Biz mi bildik seni seçtik koyduk oraya. Yooo… Bize de sen düştün biz de seninle oynadık. Nerde olduğunu bilmek istemene istinaden; karar verilmişliklerin, karar verdikleri gibi bir hadise olacağım sana ama içinden bilmen gerekenleri de, dışına bir bir itiraf ede ede ilerleteceğim seni sana, sonsuz oyunumuzda. Önce sakla sonra anlat ki rahatla adında bir perde daha; içini değiştirince senden geriye kalan beni, ölümsüzleştirdiğimiz…

Hoca tahta kalemini hacılamak üzere yanlışlıkla cebine koyarken çocuklardan biri serseri olanı göstere göstere dedi ki :

– Ama hocam şimdi öyle diyorsunuz da biz gamzey’lerle düşünselcilik oynuyorduk; az iple çok vaka adında bir yaradana şükrederken buluyorduk kendimizi. E biz napıyoruz şimdi diye düşünmeli hadiseler tabi ama işte bi’ bildiği baldığı kadar olandan da bizim ne haddimiz… ne bilecektik de söylemleyecektik size asgari azami. mevzubahis ilgi çekmekse onu sağladık bile de işte devamı nerde bunun? bu neyin altında ya da altında değilmiş gibi zannedip üstü işaretliyor? Biz anlamadık oraları… Tekrar anlatır mısınız?

– Temel fikir kaçış değil esasen yeniden inşaa. Çünkü bunu bozdum ben, bilerek ve isteyerek yaptım bu da bunun sonucunda sorumluluğumun karşılığı olarak vuku buldu diye düşün. E buna istinaden de selsefil bir hayatı mı tercih ettim çünkü bilerek bozdum ya da olduğu gibi olmasını mı kabul ettim ki bunu da ben zorlaştırdım? Nasıl olmalı şu arkadaki beyaz tenli söylesin hani onun gibi olmayanı beğenmeyen…

– Hocam tenimizin beyazlığı için printer’da mürrekkep kalmamış da bu böyle olsun diyip salmışsınız bizi toprağa. Olabiliyor mu ki öyle? Doğruysa bu duyduklarımız vay vay hallerimize. Tabiki önceliği soru soymak olan birine verdirdiğin bir hadise-i püf püf… Güzel değil bu. Düştüğüm hal ve çaresizliklerimle gözümün gördüğü, gönlümün bildiği gibi bir yerlerde senle ben… Düşündük ki bulalım e bulduk farz edelim bi de? Bu neye dönüşecek sonra? Hiç anlamadım…

Ezberleyin kağıtlarınızı dedi öğretmen adam, kalemi cebinde, pozitif ve negatif ayrımcılık yaptığı yönleri gibi gördüğü öğrencilerine seslenirken birden birildi dirden dirildi…. Benden zaten ne beklediğini sen de bilemedin. Benim hatam….

Dedi ve gitti…

Leave a Reply