incitmeyin birbirinizi eşek sıpaları bi gelirsem oraya… Kısa Klip Film “The Bike 6”

keşke güne böyle başlasaymışım dediğim ama işte akan tuzların giden trenlere dönüşmesini de birer ikişer bekleyerek geçirengillerden geçirgen bir seçiciyim.

ifade-i anlamı itibariyle bahsetmek istediğim hadisenin sende aman allahım mükemmel etkiler yarattı demesi ile hiç ilgilenmiyoruz. bize yaptıklarınla gelirsin, eyleminin kendisi olursun.

eylem senden beklentimiz. ay ben yorgunum yok ben üzgünüm yapacaksan sallaşalım karşılıklı.

sevgiler…

dedi ve gitti…

önerilenlerden gelen gebeler gözümüzü fazla kaçırmışsınız açıyor…

değerli büyüklerim ve en büyüklerin büyüklüklerinden yapılmış adelet-i derya sistemi sahiplerinin en yücesi olmayı hak eden de en olarak eleştirel hükümlerine karşılıklı karşı gelemeyeceğinin de bilincinde yaşamış bilinçsizlikten gelişmiş birer ikişer birey olmayı hak eden, süslenmiş cümlelerin aynı kelimelerinden gelen, hiç de öyle özelmiş gibi hissettirmeyen…

şarkı söylemek ve yazarak geçinmekten hallice bir yaşam tarzını arıyorum şehirleşmişliklerde… ama yok şehir olmuyor bana dersem de gideyim doğada takılayım, ormanlarımın ıspanağını mantarını toplayayım doğal doğal taze yiyeyim istiyorum.

ne istediğimi ifade ederken ifade-i fidan stilini kullanmışımdır…

ne bildiğimizi zannederken çektiğimiz filmler ve hiç öyle olmayacak gibiliklerde senle ben…

gündüz gece yürüdüğüm senliklerimde benliklerimle buluştum da senden bulamadığımız izlere ne kadar yakınız diye kokuştuk karşılıklı. bilirsin biz yüceler kokuşarak anlaşırız. koku candır diyip seni koklamakla ilişkili bu küçük algısal sınava dahil ederken hayvanlığın kadar net düşüncesizliğin kadar anlaşılır olduğunu da anlıyorum. ama işte ilişkili küçük nesnenin en yakınındaki nesnelerle ilişkisi ve uyumu nasıldı? görünmez hayat baktığımız duvarın içinde mi gizli?

proleter gibi süslü bir takım laftı seni benden ayrıştırdığına inandıran

aphorizmasal salgısızlık ve salgılı salgınların sanıldıklarının akisleri, aks edilmişlikler… sana mesela en çok sana diye bağıran da geçen içinden çıkan sesten tanıştırıldığımıza inanarak lanetlenen… kafalara gel dimi. özgüven doluyum karışmayın bana ne hızlıyım mı diyelim de öyleymişliklerden sorun çıkarmayalım… bilmem ne efendim anlamıyorum ki…

hangi düşünce kimin düşüncesiydi de benim zannetmiştim… nasıl tespit edebilirim?

makinesi var olanlardan patlamış demiştik ya hani özlemlerin içindeki gizli öznelerin duyarsızlaştırıldığı zamanlarımızdan kalan… sesi doyuran, durduran ve duramamışlıklardan koparan. üzenmiş gibi yapan. kimi gibi olmaların ufuklarında kalan da sonbaharı uyumlu düşlere dönüştürememişliklerimizdenmişçesine özenmiş gibi yapmıştıklarımızdan hazineler be sevgili… artık beni m değil m

girişlerine ifade-i hadis bulamadığım sistemler yakının şimdi birer ikişer…

geldik ey okur geldik kendimize diye haykırırdık sabahların aynasında… aynı aynada geceyi görmek de bi haldi ama bunun ondan neyi kalmıştı hiç anlaşamazdıklarımızdan mışçasınaymış gibi…

galip bolu isminin anlamının deformasyonu üzerine tezler ve algılar. insanlardan kolay espiriler yapıp özür dilemeli işlerle işin içinden çıkmanın çıkarsız bir yolu ne vardı ne oldu ne kaldı?

bilelim bakalım bu kimdi hangi akıldı? klip bize neler izletti… bisinkletin üstünde gerçekleşen eylemin içinde dönen bir hadise-i şerif daha…

Leave a Reply