çöpün doluşmuşluğuna tepki verdi kadın.
aşkım çöpü atar mısın dedi
tabi aşkımla yanıtladı adam.
çıkarken eşelemek istedi çöpü,
asansöre bindi çözdü ipi soludu içini.
aşağıya doğru tırmanırken unuttu birdenbireliğini…
tüketiminin nesnelerinin,
kazandığı paraların karşılığı olanlara,
harcadığı bir şeylerdi çıkan karşısında.

hayallere daldı adam, düşündü içi…
dışına dökülenlere aldanır gibi miydi?
yer miydi o bunu da yermiş gibi yapardı…
sanki kimi bazı hadiseler hadisesiz kalamazdı.
ama işte olanla dolanmıyor dolunaylarda parlayamıyorduk ki…

ışık kaynağının az olduğu tüketim saatlerinde, saatlerin üzerinde parlayan,
yalan yanlışlığın ahlaksızlığına terfi etmiş tercihlerim ve seni benden ayıran,
çok özel kimliklerim. benim özelimdeymiş gibi yer alanlara sahibim?
şiddetle anlatan da kitlenen haline… bir gün daha virgül kullanmadan geçirip gönderdiği kısa sesli cümlelerle arkada dönen aynıcı playlistlerin içinde hep tekrar eden müzikler, bi’ şarkılar
bi’ ezberler…

Bana iyi gelen sabitleştirici ortam dedim sevgilim neden anlamak istemezdin?

Çünkü sen… gitmek mi… istedin?

Gitmenin kalmaktan farkına inanıyor musun varlığın sahiciliğinde? Ben inanmıyorum.
Kimin kime ne dediği kimsenin belirttiği bir yoldu seni ben yapan da beni senden ayıran.
İlle de inandıkların mı? ayrıştırıp baktığına bir daha baksana nası baskılarla seni kendinden ayrışık yaratmışsın.

Üstüme gelme dedim sana. Severdim sevdiklerini ama işaretlediğim gibi şıkarcı tavırlara bürünmeni de pek anlamadım. bu ne olm? dedim sana? nasıl açıklayabilirdin ki bunu bana?

Aşkım… yoruldum….

Yorulandım ben rüzgarlarla gelip nefes olan ciğerlere dolan… Hayat olan da hayatta kalamayana sarılan…
Sarsılan, çözen, doğan, doğuran…
Benim lan ben. Tanrı olan…
Nasıl isimlendireceğini bi’ türlü bilemediğin, hep uzakların bir yerlerinde aradığın.
Örneğin gökyüzüne bakınca gördüğünden türettiğin, gözümün yüzümün önünde olduğunu kendin gibi zannettiğin.

Hey insan. Seni laci yapayım mı? maviden ayrı bir şık zannedersin kendini…

İnsana düştüm, insanlarımın hayallerinde dönüştüm. Yaratımım ve ben… Hadiselerden diyarlar ben geldim diye bağıran çılgınlar, sevincinden ağlayanlar ve duvara haykıranlar. Duvar…

Bir çift insan ruhu ilişti aniden huzuruma. Allahım dedi biri, nolur bu benim olsun mu?
kulak verdim sesine, büründüm insanımın kılığına. Dedim ki güzel gözlerine baktığım kıza :

Az önce söylediklerime ek olarak sevgilim bilirsin benim kalbim senin. Senin kalbindeki de haliyle benim. Aşkımızın ortasına sıçmak istemezdim ama bazı hareketlerini aşşırı samimiyetsiz buluyorum. Salak görünüyorsun ortam içinde sen beni böyle temsil ederken.

Orospu çocuğu dedi kız, çok sinirlendi bu söyleme. Anlama inanmıştı…
Kırgından kızgındı da belli etmemek için içini, dışına hep tatlı gülüşler atmanın peşinde, sevimli zannı veren
bir hadise-i vakaya yakın kendi içinde.
Ardından ekledim :

Seni denedim. Seninle ilgili bir karar vermenin eşiğindeydim.
Durdum, gözlerine baktım, bekledim ve sordum :

Neden böylesine açsın sevgiye? Umarsızca ve hissizce yaşarken?

Gözlerimin önünde doluverdi yaşları, saklandıkları buruklukların aralarından sızarak düştüğü yeri sızlattı…

Şimdi hem kızgın hem üzgündü. Hissel bilişimime göre bu varlık birazdan negativiteye dolanıp nefret söylemlerine kapılacak ve gidecekti. Ama çocuk dilerken benim olsun demişti. Olabilir miydi? bilemediğimi zannettiğim bir şeyi şimdi bilinir kılmaktı eylemimin kendisi.
Bu satırları duyarken senin dördüncü duvarını kırman kadar algısaldı : gerçek.

Sıkıldım, bu ikisinden olmaz diyip, çocuğa yediğim bokun sorumluluğunu devrederek ilerledim.

Bir yalnız gördüm. Bakışlarında boşluk. Kimbilir ne hayal kurarken yakaladım onu.
Doluverdim kalbinden içine inananımın.

İşte ne olduysa orada oldu, o anda oldu efendi Tanrım. Kilitlendim kaldım bu alanda. Çıkamadığım bir dünyaya düştüm… Rica etsem söyler misin nasıl çıkabilirim buradan diye telefonla ulaştı tanrı onu taşıyan ve görevlendiren tanrısına.

Büyük düşünen tanrı dedi ki : Bekle biraz oralarda, belli ki güzel bişeyler dolacak buraya. Bilgi kitabından gelen datalarda dolaştı. Adeta internete bağlı yapaydan bir halisülasyon masalıydı.
Ağı taradı, tüm bilgilerde hızla dolaştı ama tanrının insanın içinde sıkışması durumuna rastlayamadı.

Düşüneceğim, şimdilik buralar oralar ama oralar buralar mı sen de araştır dedi. Telefonu kapattı…

Ne saçma bir durum bu aga ya… büyük ciddiyetle başlattığım yaratıcı hadiseme nasıl dokunduğumu nasıl anlatırım diğer tanrılara da gülmezler mi bu halime diye düşünürken kendini caddede buldu kafa tanrısı.

içine dolarken hapsolan kafa tanrının insanı, hayal kurmaya devam ederdi gün boyuluğu boyunca
defalarca ve kerelerce daha çıkarmazdı kafasındaki sanal gerçekliğin içinden kendini. Madem sanaldı sanal da bebekti o senin minik yavrun olsun muydu. Anlamazdan gelmişti içe dolan tanrı.

Hayal gücünden sorumluydu insanlarının dünyasında, bireylerinin önünde, içinde ve üstünde.

Denedi tanrı ve insanın hayal gücünü durdurmayı başardı. İnanan şimdilik sarmalını salmış hayal gücünü sakinlemişti. Ama bu hep böyle mi devam edecekti? Görecekti kafa tanrısı. Bilecekti. Öğrenirken… Devam edecekti…

Leave a Reply