Büyükten küçüğe küçükten tekrar büyüğe gidip gidip gelenler kuşağımıza giren Christopher Nolan’ın 1977 yapımlı kısa filmi “Doddlebug” ile efendilik sınırlarımızı zorlarken, tümden gelen insanın iç dünyasına gömdüğü zararları da vizyonumuzdan zihnimize iletmekten geri kalmamış.

Hatasız kulun külsüz dumanı

Fotoğrafların ekranlarda hareket etmesinin üzerinden geçen çok yıllar sonra efektif parçalanmışlıkları kullanmaya Allah rızası için niyet eden Nolan, piyanonun bozuk akordu ile f minör’den gelen hard core brutal efektlerle gözümüzü korkuttuğu efsanevi yapımı Doddlebug ile bir parça daha ve bir parça daha ileri gitmiş.

Vizyonsuzluk görmemek üzerine kurulu bir yaşam tarzıdır.

Varoluş sistemi büyükten küçüğe gitmek için sonsuzluk adı verilen bir yol kullanırdı. Çocukken hayal ettiğimiz sonsuzluğun merkezine koyduğumuz kendimizin ardında büyüyen algının sonralardan hiç de öyle olmadığını anlamamızdan faydalanan Nolan, kara kuru gözlerle buğulu pencerelere bakmamızı, gördüğümüzü görmemeye çalışmamızdan vazgeçmemizi tavsiye etmiş olsa da bize ne kime ne edalarıyla havalarımıza hava katmaya devam ediyorduk.

Kendi bacağına sıkanlardan aldığımız yeterli hazzı saçmalamaktan alamadığımız çenelerimize vurduğumuz, vurdurduğumuz gibi; sen bir bireysin ancak içindeki ve üstündeki yüzbinlerce bireyden sadece birisin. Kısa kalmaktan korkup içindekilere yükseldiğin ve dışındaki senlerden aldığın bilinçsiz fikirleri şu yaşına kadar benliğine aktarmaktan çekinmedin. Sonucunda bayıldın, bayıldığın kadar boğuldun, boğulmaktan vaz geçtin ya da var oldun. Kime ne kime?

Bi doğru dur da yanlış dediklerini gözler önüne atalım

İnsan doğar, büyür, işe gider. İşe gitmeye hazır bireyin büyürken zihnine yerleşen, kimisi bakkal amca kimisi hanım teyzelerden yüzlerce düzine varlığı da kopyalayıp alnımıza kader diye yapıştırdığımız gerçeğinden muzdarip hallerdeydik. Beni ben yapan kafama vurduğum ayakkabı, ayakkabının altında kalan ve onun da altında kalan bir başka daha bendim. Çok vurunca aptal oldum sandım ama neyse yine de iyi yırttım. Bunu anladım mı? Sanırım; sandığım, sanılardan sanılmış bir tutkuymuş. Yalanımız varsa iki gözümüzün önümüzden akıp sonsuz sıfırlığa ulaşmasını dilerken vır vır vır ne anlatıyor la bunları bir kenara bırakıp sizi filmle bizi de kendi kendimizle baş başa bırakıyoruz. Christopher Nolan; sizlerde.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here