kendimden kaçarken tutulduğum dolular, üstüme başıma dökülen bal damlaları… düşen gecelerin sabahlarına yükseldiğim, yüklendiğim, çocuklaştığım bir ortamda keseleri bir bir açınca…

insandım uyandım, rüyaydım bölündüm de yer alan bölünmüş, tamamlanmışlığına erince mi bizi salıverecekti… düşenin yaktığı yerden akan yaştı üçüncü gözümün bıraktığı…

alınmış i’nin gördüğü gözlerdeydi ona özgürlüğü anımsatan da kudretinden sual sordurtmayan. büyük olan, en büyük… bu kafayla düşecek olansın sen korkutmak gibi olmasın o üçten gözlerini.

bırak bırak dediklerinin başına geldiği aleminde, alemselliklerden nedensellikler… gelişin güzel saçmaları… ne anlam verdiğimle değil anlamın kendisinde kaybolup gitmelerimiz adına; hayat yaşadım, sistem kurdum, aile oldum, çoluktu çocuktu… hepsini güzel amaçlarla gerçekleştirmiştim. ne güzeldi. aferimdi banaydı. acaba bunlar gerçekçi olduğuna inanmadığım bir durumlar zinciri miydi yoksa gizli miydin depresyon?

yoruldum, tutuldum, yollara bölünüp, durdum… gelişir gibi gelmiştim ama girişten büyüyen gelişmeyle içimi dolduran yancı, yalancı ve sistem bozucu özelliklerim, kendimi filtreleyip sonucu yeni bir duruma yazmak suretiyle güç bir savaşa dönüşmüştü. hayat hakkında az güçlü olmak, az bilgili olmak, neye doğduğunu bilmemek, kafaların karışıklığa gelişmişi, gelişiminin gelmişi, geçmişi, sözleri, sessizlikleri diye saymaya başlayıp da haykıra haykıra, kıza üzüle, düşe büke ilerleyenler…

hep bi annunakilik bişey daha…

çözemiyoruz ama burada…

Leave a Reply