Sesi takip eden görüntüye koşturan çocuk, geldin mi?

Yok yok bu sefer kaldırma ellerini “sende kalsın içselliğin gerçeğin” dedirten bir klip ile biz siz olarak, izlerken dinleten videolardan derlemeye devam ediyorduk.

Kaçta kaldık sayanın olmadığı dünyanın, maratonel sansasyonu ile içerik ekipler amirliğinden gelen yazılar nezdinde özendiğimiz ama itaat ettiğimizi bir türlü kabul etmediğimiz tüm atomların ortalarında açılan gözlerimize akan bir klip izledik Server Uraz‘dan. Kendisini kutlar konuyla ilgili içerik detaylandırmasını hayal güçlerinizi pışpışlamak suretiyle yakından ön izleriz.

Asidik ama fosforik. Hem fosforik hem asidik. Görseller zinciriydi klip üçgeninde taşıdığı balinasıyla da göz doldururken. Gözlerimizin görüp algılarımızın seçtiği; bir olmaktan çok sonsuz parçaya dağılmış olmanın, Bad Gibbons gibi bir mantıkla yürüdüğü sözlerde kısmen derin anlamlar kurup bunları büyütüp büyütmek istemediğimiz konusunda kararsız kalmıştık. Gözlerimiz birbirlerinin bebekleriyle kesişirken öyle miydi değil miydi derken arada kaynayıp gidenlerden bir parça dahaydı. En sevdiklerimizden bir ses daha içimizden bir görüntüye dönüştü.

İletişim fakültesi mezunu genç motion designer’ların ellerini kaldırdıkları bir çalışma olmuş adetalarla dolu bir harika klip boyu. Gittikçe dönüşen mantar ya seni şaraba atarsam salar mısın zehrini yine gıdım gıdım diye sordurttu biz bize hallerimizden dolaylı ve dolaysız anlatımlara. İthaf etmek gibi bir duyguydu ancak sembollere o kadar aşina kaldık ki bir belirsizlik halinin ilkesiz tutumlarına bakarak aa ben bunu izlemiştim diyecek halimizde olmadığından, yaratılmış yeni dünyanın etkilerini izler peşinde kovalamaya devam ediyorduk. Hep sorulan ama hiç anlaşılmayan uzun cümleler kurma arzusunun içinde ve dışında anlaşılabilecek kolay detaylar görmek nihai insansı hedeflerimizdendi. Kavuşunca mı? Deneyecektik… Bakalım?

Şimdi geçmişlerimizi yakıyoruz sobalarımızda…

Koma

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here